Öğrenme Kuramları

Öğrenme Kuramları

Öğrenme kuramları.

1-Klasik Koşullanma: organizmanın bir tepki vermesine neden olan bir uyaran başka bir uyaranla eşleştiğinde ikinci uyaran da zamanla organizmanın aynı tepkiyi vermesine yol açar. Örneğin elektrik şoku(koşullanmamış uyaran) organizmada korku tepkisi(koşullanmamış tepki) yaratır.  Elektrik şoku sistematik olarak kırmızı bir ışıkla(koşullanmış uyaran) birlikte verilirse bir süre sonra kırmızı ışık tek başına gösterildiğinde organizmada korku tepkisi(koşullanmış tepki) yaratır.

Pavlov’un köpekler üzerinde yaptığı şartlı refleks deneyleri ünlüdür. Köpeğe birkaç kez et verirken zil çalınır ya da buna benzer bir işaret yapılırsa, sonradan et verilmediği halde zil çalındığında köpeğin ağzının suyunun aktığı görülür. Şartlı ya da şartlandırılmış refleks denen olay da budur. Zil sesinden sonra yitecek verilmediğinde ise bir süre sonra köpeklerde salyanın akmadığı görülmüştür. İlkinde zil sesinden sonra yiyecek geldiğini öğrenen köpek ikincisinde ise sesten sonra yiyeceğin gelmediğini öğrenmiştir.  Bu durum aynı zamanda öğrenmede pekiştirmenin önemini göstermektedir.  Pavlov, bu davranışın, psikolojik etkinlikle özdeş olan yüksek düzeyde sinir etkinliğinin belirtilerinden biri olduğunu öne sürer ve psikoloji alanında geçerli tek yaklaşımın deneysel yöntem olduğunu vurgular.Pavlov, bu alandaki çalışmalarından ötürü 1904 yılında Nobel Tıp ve Fizyoloji Ödülü‘nü kazandı.

Davranış ilkelerinin klinik bir soruna uygulandığı ilk örnek “küçük albert” tir.(beyaz fare, ses )Watson ve Rayner bu örnekte  anksiyetenin koşullanmış uyaran ile benzer özellikteki uyaranlara  genellenebildiğini göstermiştir.1920 yılında John B. Watson “Sartlanmada Emosyonel Reaksiyonlar” isminde bir makale yayınladı. Bu makalede,  anlatılan  Küçük Albert tavşanlardan ve sıçanlardan korkan bir bebekti. Küçük Albert’in fobisi doğal gelişen bir fobi olmayıp laboratuar şartlarında oluşturulmuştu.11 aylık olan  Albert’e önce rahatsız edici bir ses kaynağıyla birlikte beyaz sıçan gösterilmiştir.daha sonrasında aynı şey beyaz saç ve koton, yünlü şeylerle yapılmış ve Albert’in korkusu genelleşmiştir.( Watson’un formulasyonuna göre, fobinin oluşumunu açıklamak için şartlı refleksin klasik pavlovien uyaran-cevap modelli uygulanması gerekiyordu. Böylece de, anksiyete doğal korku verici uyaranla oluşmaktaydı. Doğal korku verici uyaranı ikincil olarak ortaya çıkarılan nötral stimulus aracılığıyla  oluşturuluyordu. Böyle bir çalışmada iki stimulus eşleştirilir ve başarılı bir şekilde tekrarlanırsa, nötral değere sahip uyaran bir süre  sonra anksiyete oluşturan bir uyaran haline dönüşmektedir. Bu şekilde anksiyete oluşturmak için, nötral bir uyaran şartlı bir uyarana dönüştürülmüş olmaktadır. Bir süre sonra uyaran genelleşir. Benzer uyaranlar benzer tepkilere yol açar.)

2-Edimsel koşullanma: bir davranış sistematik olarak ödüllendirilirse o davranışın tekrar edilme olasılığı artar, eğer ödül getirmezse olasılık azalır.  Bu öğrenme kuramında bir davranışı takip eden sonuçlara göre o davranışta değişme olmasına davranış pekiştirme(DP) denir. DP çeşitli biçimlerde olabilir. Olumlu pekiştirme de davranışı izleyen olumlu sonuçlar sonrası davranış sıklığı artar.(düşen çocuk ağlamadığı zaman övülmesi, ödül). Olumsuz pekiştirme de ise davranışı izlemesi beklenen olumsuz bir sonucun olmaması davranışın sıklığını artırır.(ceza verilmemesi, işe geciken birinin azarlanmaması).

Amerikan bir psikolog olan Skinner “Skinner Kutusu” denilen bir kutu yaparak fareler, güvercinler ve maymunlarla deneyler yapmıştır. Kutu içine konan bu canlılar kutudaki bir pedala tesadüfen dokunduklarında üstten  yiyecek geldiğini görürler. Aç hayvanların bu şekilde basma alışkanlığı kazanıncaya kadar devam edilir. Skinner bu deneyde yiyecekleri pekiştireç olarak kullanmıştır.

Bu iki öğrenme kuramının gelişmesi ve zamanla entegrasyonu davranış tedavisinin gelişmesinde çok önemli aşamalar olmuştur. Mowrer’in “iki basamaklı öğrenme modeline” göre çeşitli uyaranlara yönelik duyulan korku klasik koşullanma yoluyla gelişir, organizma edimsel koşullanma yoluyla korktuğu durumdan kaçınmasının korkusunu azalttığını görür ve kaçınma davranışı geliştirir. Bu yaklaşım anksiyete hastalıklarının gelişimini açıklayan en önemli modellerden biri olmuştur.

Davranış tedavileri; anksiyeteyi arttıran davranışları azaltan( fobiler, obsesif-kompulsif ritüeller ve diğer anksiyete hastalıkları),  haz veren davranışları azaltan(alkol bağımlılığı, aşırı yeme), yeni davranışlar geliştiren (sosyal beceri kazandırma gibi) olmak üzere 3 başlık altında toplanabilir.  Klinik uygulamada bu tedaviler çeşitli teorik yaklaşımları temel alırlar. Davranış tedavisinde teorik yaklaşımlar 4 ana başlık altında toplanabilir.

         1-   klasik koşullanmayı temel alan uygulamalar:  (korkutucu olan uyaranı devre dışı bırakıp nötr olana devam etmek.) klasik koşullanmayı , koşullanmış bir uyaranın koşullanmamış bir uyaranla eşleştirilmesi sonucu ortaya çıkan öğrenme kuramı.Bu kuramın klinik uygulamasında hedef hastanın belirli bir uyarana verdiği tepkiyi terapist yardımıyla değiştirerek onun yeni bir tepki vermeyi öğrenmesini sağlamaktır. Örneğin klostrofobisi olan bir kişiye terapist kapalı yerde kaldığında sakin kalabilmeyi öğretmeye çalışır. Tedavide bu yöntem  sistematik duyarsızlaştırma, alıştırma ve aversif(itici kılma)yöntemleriyle yapılır.

a- sistematik duyarsızlaştırma: Joseph Wolpe, hayvanlarla yaptıkları deneyler sonucu davranış tedavisinin temel tekniklerinden biri olan SD yöntemini geliştirmiştir. Wolpe’ye göre hastalarda anksiyete yaratan uyaranlar  karşısında bu anksiyeteyi tamamen  ya da kısmen baskılayacak  karşıt bir tepki yaratırlar ve bu şekilde zamanla bu uyaranlar nötrleşir. (karşıt koşullanma) Wolpe bu anksiyeteyi baskılayacak tepkiyi yaratabilmek ve karşıt koşullanmayı sağlayabilmek için kas gevşetme egzersizlerini kullanmıştır. (kas gevşetme egzersizleri hastaların vücutlarındaki çeşitli kas gruplarına sırayla odaklanarak bunları önce gerip sonra gevşetmelerini içeren bir tekniktir. Kas gevşetme uygulaması sonunda hastalarda düşük fizyolojik uyarılma ve sakinlik/dinginlik hissi kazanılır.)  Korku yaratan bir çok durumu klinik ortamda yaratmanın zorluğu nedeniyle Wolpe bu karşıt koşullanmayı imgesel olarak da aynı etkinlikte gerçekleştirebilmiştir.

Sistematik duyarsızlaştırma uygulamasında hasta da korku yaratan uyaranla ilgili durumlar en az korku yaratandan en fazla korku yaratana kadar uzanan bir şiddet ölçeğine göre hiyerarşik olarak listelenir.  Daha sonra hastadan kendisinde en az korku yaratan durumdan başlayarak bu durumları imgelemesi ve bu imgelem sırasında kas gevşetme egzersizleri uygulaması istenir. Hastanın  korktuğu durumu imgelemesi sırasında kas gevşetme yöntemi ile kazandığı sakinlik eşleşince korku tepkisinde zamanla azalma meydana gelir.  Duyarsızlaştırma uygulaması hastada korku tepkisi  sona erinceye kadar sürdürülür ve ardından hiyerarşinin bir üst basamağına geçilir.  Hiyerarşideki tüm basamaklar tamamlanıncaya kadar sistematik duyarsızlaştırma seansları devam ettirilir. Terapi seansları sırasında sağlanan iyilik halinin gerçek hayatta da kalıcılaşması için hastadan gerçek hayatta da korku yaratan durumlarla yüzleşmesi ve sistematik duyarsızlaştırmaya devam etmesi istenir.

SD , daha çok anksiyete yaratan davranışları azaltmak için kullanılan bir yöntemdir. Tedavi uygulamasından önce hastanın korktuğu durumlar ile ilgili kapsamlı bir değerlendirme yapılması gerekir. Anksiyetenin neden kaynaklandığı belirlenmeli ve tedavi için başvurulan sorunların sistematik duyarsızlaştırmaya uygunluğu belirlenmelidir.

b- Alıştırma Tedavisi(Exposure Theraphy): SD ‘da hastada anksiyete yaratan uyaranın karşısında bu duyguyu tamamen ya da kısman baskılayacak karşıt bir tepki yaratarak  anksiyeteyi azaltmak hedeflenirken, alıştırma tedavisi  bu uyaranla anksiyeteyi baskılayan bir tepki yaratmadan yüzleşildiği takdirde anksiyetede azalma olacağı ilkesini temel alır.(duygu garfiği:anksiyete bir duygudur ve bütün duyguların belli bir  süresi verdır, hiçbir şey yapmasan bile o duygu zamanla sönecektir.) AT ‘de hastadan kendisinde korku, sıkıntı ya da anksiyete yaratan durumdan kaçınmaması, bu durumla korku, sıkıntı ya da anksiyete duygularında azalma olana kadar yüzleşmesi, bu durumun üzerine gitmesi istenir. Amaç hastayı korktuğu durumla yüzleştirerek onu bu duruma alıştırmaktır. Bu nedenle bu uygulama sırasında anksiyeteyi engelleyecek gevşeme egzersizleri gibi ek müdahaleler kullanılmaz. Hasta alışma sürecini terapist eşliğinde tamamlayabileceği gibi gerekli yönergelerden sonra tek başına da yapabilir. Alıştırma gerçek hayatta yapılabileceği gibi imgesel olarak da yapılabilir.

Uygulamalar sırasında dikkat edilecekler:

  • Her E terapötik değildir.
  • E rastlantısal değil, sistematik olmalıdır.
  • İyi bir tedavi rasyoneli sunulmalıdır. Hasta bu şekilde E daha iyi anlar ve E yapmayı ister.
  • Optimal bir süre olmalı( optimal süre anksiyetenin azalmaya başladığı süredir. Anksiyete azalana kadar E devam eder. Yapılan çalışmalarda 80 dk sürekli yapılan E’un 10 dk kadar süren 8 tane E’dan daha etkili olduğu bulunmuştur.)
  • Anksiyete pik yaparsa sisteme zarar verir, bu nedenle hastanın dayanamayacağı anksiyete verilmemelidir.
  • Hastanın gereksinimlerine göre E hızı,e terapist eşliğinde E/yalnız başına yapılan E, hayallerde E/gerçek yaşamda E belirlenir.

c-Aversif tedavi: itici kılma tedavisi daha çok alkol veya madde kötüye kullanımı ya da bağımlılığı, aşırı yemek yeme, parafililerin tedavisinde kullanılmaktadır.  Tedavinin temel ilkesine göre  istenmeyen bir davranışı  hoş olmayan bir uyaranla eşleştirip hastada rahatsızlık duygusu yaratırsa bu davranışta azalma olacağıdır. Bu rahatsızlık kimyasal yolla(mide bulantısı yaratan ilaçlar) , fiziksel yollarla (örn elektrik şoku vererek) veya imgelem yoluyla sağlanır.(alkol bağımlısı olan birine her alkol kokladığı,gördüğü yada içtiği zaman elektrik şoku verildiğinde bir süre sonra kişi şok gerekmeden alkolle karşılaştığında rahatsızlık hissi duyacak, buda onun alkolü azaltmasını ya da bırakmasını sağlayacaktır.)parafililer de imgelem yoluyla aversif tedavi.

Aversif yöntem hastanın en çok bilişsel süreçlerini kullandığı bir yöntemdir. Hastada sadece koşullanma sağlamaktan çok bu yöntem ona kendi kendini kontrol etmeyi öğretmektedir. Bu yöntem problem çözme, sorunlarla baş etme becerilerini artırma gibi ek müdahelerle desteklenirse  daha kalıcı iyileşme elde etme olasılığı artar.

 

2- Edimsel Koşullanmayı Temel Alan Uygulamalar:  Edimsel koşullanmayı temel alan uygulamalar davranış şekillendirme veya hedeflenen davranışa doğru ardıl pekiştirmeyi içerir, pekiştireçleri devre dışı bırakmayı hedefler(kaçınmaları engelleme).  Bu yaklaşım Skinner’in istenen davranışı ödüllendirip istenmeyen davranışı cezalandırmanın kişinin davranışlarını değiştireceği ilkesine dayanır. Bu yaklaşım daha çok sınırlı bilişsel kapasiteye sahip hasta gruplarında(mental retardasyonlularda, çocuklarda, hospitalize edilmiş psikotik vakalarda) veya çevresel kontrol  sağlanması gereken ortamlarda tercih edilen bir yöntemdir.jeton ekonomisi, bıktırma(trikotilomanide saçını yolan kişilere o bölgeyi tamamıyle yolun önerisi),alışkanlığı tersine çevirme, senaryoyla iyileştirme( kabusun sonucunu değiştirme örneğin rüyasında  ölen annesini gören birisine anneyi uçurumdan attırma)

 

                       3-Modelleme: Modelleme yoluyla öğrenme kişide istenen davranışı ortaya çıkarabilmek için bir modelin bir davranışı çeşitli tekniklerle sergilemesi ile sağlanır. Davranışı ortaya çıkarmak yada artırmak  için 3 teknik kullanılır.

 

a- kazanç etkisi: kişi yeni bir dizi davranışı  sergileyen bir modeli izleyerek bu davranışı öğrenir. Otistik çocuklara bir model yardımıyla konuşmayı öğretmek, model çocuğa sırayla kelimeleri önce kendi söyler, daha sonra çocuktan tekrar etmesini ister, her doğru söyleme sonrası çocuğu ödüllendirir.

 

b-engellemeyi bloke etme: kişinin bir modelin , kendisinin yapmaktan kaçındığı olumsuz sonuçlara maruz kalmadan sergilemesini izleyerek bu davranışı daha sık yapmayı öğrenmesidir. Yılan fobisi olan bir kişinin ,bir modelin yılana yaklaşıp ona dokunmasını görmesi, kendisinin de aynı davranışı tekrarlamasını kolaylaştırır.

 

c-kolaylaştırma etkisi: kişinin bir modeli izledikten sonra sosyal olarak kabul gören bazı davranışları sergilemeye başlaması söz konusudur. Örneğin bir kişinin bir modeli izledikten sonra başka insanlara yardım etme davranışını göstermeye başlaması. Çocukların sosyal gelişimini desteklemek amacıyla kullanılabilir.

Bu yazıya oy vermek için tıklayın!
[Toplam: 1 Ortalama: 5]

Bu gönderiyi paylaş

Bir Cevap Yazın


%d blogcu bunu beğendi: